"Rezalet bir gün. Er
geç bu olayı yaşayacaktım. Ama neden şimdi? Bu kadar erken olmak
zorunda mıydı. Beyaz önlükler giyerek kendilerini masum ve sevimli
göstermeye çalışan doktorların yanındaydım bu sabah. Duyduğumda
beynimden vurulmuşa döndüm. Önemsiz sandığım bu hastalığın bu denli
ilerlediğini ve üzülmek yada yaşamak için üç günümün kaldığına hala
inanamıyorum. Sadece üç gün...
On yedi yıldır yaşıyorum. Hiç bir şey yaşamamışım
gibi geliyor. Şimdi üç gün neye yetecek."
İlk öğrendiğimde düşüncelerim bunlardı. Çok
üzgündüm ve ne yapacağımı bilemiyordum. Sonra bir an durdum ve düşündüm.
"Neye yarar? Ağlayıp sızlamak zaman kaybından başka neye yarar?
"Artık ağlamıyorum. Nasılsa olacaktı. Er ya da geç sevdiklerimden
ayrılacaktım yani ölecektim. Eğer ölmek sevdiklerimden ayrılmaksa,
ölürüm ve sevdiklerinden ayrılmış diğer insanları severim. Kim bilir
belki burada sevdiklerimde gelir yanıma...
Şimdi kalan üç günümü yapamadığım şeyleri
yapmakla geçirmek istiyorum. Ve bu gece uyumayacağım. Daha çok şey
yapmak için. Kim bilir belki bu gece bir yıldız kayar ve ben bütün
sevdiklerim için mutluluk dilerim.
Annem ve babam çok üzgün. Onlardan ayrılacağım
için ben de üzgünüm. Ama onları bekleyeceğim. Bensiz olmak onları
çok üzecek, yalnız kalacaklar ama onlarada söyledim. Yaşasam bile
bir gün ayrılacağız. Beni uzak bir şehirde yaşıyor farzetsinler.
Ve minik kuşuma iyi baksınlar. O her Özge deyişinde ağlamak yerine
gülsünler. Gözleri ışıl ışıl olsun.
Balkondayım. Balkonda oturmayı hiç sevmem
ama içimden geldi...
İşte ilk güzellik. Yıldız kaydı. Ve ben tüm
sevdiklerimin mutluluğunu diledim. Yani kendi dileğimi. Son üç günüme
özel yapmak istediğim ilk şeyi yaptım.
.../.../.../Pazar
Bugün kendimi daha iyi hissediyorum. Ve mutluyum
da. Yaşadığım yılları dolu dolu geçirdiğim için mutluyum.
Dersaneye gitmedim. Sanırım artık ihtiyacım
olmayacak! Bu günümü annem ve babamla geçirmek istedim. Babam bugün
evde. Sadece benim için! Bu harika. Tüm gün annem ve babamla birlikte
gezdim. Önce birkaç tarihi yer gezdik. Sarayları... Sonra eve geldik.
Üçümüz birden mutfağa girdik. En mutlu olduğumuz anlardan biriydi.
Tek sorun minik kuşumun sürekli benim adımı söylemesiydi. Ev çınlıyordu
ve kulaklarım da. yine de gülüyordum. Ortam çok gergin. Ama yine
de gülümsüyoruz.
Akşam üstü kuzenimi aradım. Olanı biteni
en ince ayrıntısına kadar anlattım. Ama sanki aramızdan ayrılacak
oymuş gibi ağlamaya başladı. Çocukluğumuzdan beri her şeyimizi paylaşırdık.
Ama şimdi yanımda değil. Ona ulaşabilmek için sekiz saate ihtiyacım
var. Fazladan sekiz saate.
Telofonu kapattığımda kendimi daha kötü hissetmeye
başladım. Başım dönüyordu. Sanki tüm bedenim uyuşmuştu. Annem ve
babam yanıma geldiler. Beni koltuğa yığılmış görünce paniklediler
ve hastaneye kaldırmak istediler. Elimden geldiğince iyi görünmeye
çalışarak buna ihtiyacım olmadığını anlattım. Nasılsa olacaktı.
Ama hastanede değil sevdiklerimin yanında.
Dışarıya çıkıp arkadaşlarımla olmak istiyordum.
Ama ailemi de bırakmak istemedim. Sonra annem biraz ısrar edince
dünden razı çıktım yola. Nereye gideceğimi bilmiyordum. Evde ortam
çok gergindi. Bu yüzden kendimi dışarıya attım. Arkadaşlarımı aradım.
Bir yer belirledik ve orada bekledim. Yarım saat sonra hepsi teker
teker yanımdaydılar. Ama suratları asık. Benim ihtiyaç duyduğum
bu değildi. Gülmeye, mutlu olmaya çalışıyordum. Çok geçmeden hiç
bir şey olmamış gibi eğlenmeye başladık. Yolda gördüğüm her minik
ayakkabı boyacısına ayakkabılarımı boyattım. Kendime bir demet beyaz
gül aldım. Arkadaşlarıma birer tane verdim ve bu çiçeklerin kurutulup
bana iade edilmesini istedim. Bir anda ortam sesizleşti...
Eve geldim. Manisa'daki ve İstanbul'daki
tüm arkadaşlarımı arayıp onları çok sevdiğimi tekrarladım...
.../.../.../Pazartesi
Sabah kalktığımda yüzümde bir gülümseme belirdi.
Bugün de uyanabilmiştim. Sonra o gülümseme birden dondu. Ya yarın...
Sanki olanları karşıdan izliyordum. Böyle
bir duruma gelebildiğime hâlâ inanamıyordum. Bunlar gerçekten bana
mı oluyordu?
Ne yapmak istediğimi bilmiyordum. Bugün son
günümdü. İnsan öleceğini bildiği bir gün ne yapabilir ki? Annemin
tüm diretmesine rağmen direndim. Son kez okul formasını giydim.
Minik tokalarımla saçlarımı son kez özenerek topladım. Ve son kez
servise binmek için geç kaldım. Annem ve babam camdan bana el salladılar
ve yine son kez okula giderken onlara el salladım...
Hergün olanlar oluyordu. Ama son kez olması
acı veriyordu. Arkadaşlarım yine yanımdaydı. Derslere girdik, tenefüslere
çıktık. Okuldan çıkış zili çaldı. Bahçeye çıktım. Arkama dönüp o
büyük binaya bir kez daha baktım. Sonra sol tarafıma döndüm. Sanki
nisbet yapmak istercesine parlıyordu deniz. Hiç bir şey olmamış
gibi yine binip otobüse, eve geldim. Annem de babam da evdeydi.
Oysa bu saatlerde evde kimse olmazdı. Onları görünce içim burkuldu.
Annemin gözleri çökmüştü. Babamın tansiyon hapı yanı başındaydı...
Herkes son günlerini istediği gibi, içinden
geldiği gibi geçir diyordu. Zaten istediklerimi yaşıyorum ben.
Akşam yemeğini ben hazırladım. Artık ne annemi
ne babamı dinliyordum. Çünkü dinlersem beni doksanlık nineler gibi
bir köşeye oturtup ne istiyorsam onu getirmeye çalışacaklardı. İki
buçuk saat mutfakta kalmışım. Üç gündür ilk kez hiç bir şey yokmuş
gibi kahkahalarla yemek yedik.
.../.../.../ Salı
Bu sabah da uyanabildim. Uyanır uyanmaz son
bir kaç satırı yazmak istedim. Çünkü akşam olduğunda bunlara ayıracak
zamanımı tüketmiş olabilirim. Zamanımın üç gün olduğunu söylemişlerdi.
Ama ben dördüncü günde güneşi, annmi, babamı ve herşeyi görebiliyorum.
Daha yataktan kalkmadım. Kendimi çok halsiz hissediyorum. İçeride
babam telofonla konuşuyor. Sanırım doktorla. Annemin sessiz hıçkırıklarını
duyuyorum aradabir.
İstiyorum ki benim arkamdan kimse ağlamasın.
Paylaştığımız anları hatırlayarak gülümsesinler. Kavgaları, doğumgünlerini,
kopyaları, sözlüleri...
Anne ve babama;
Paylaştığımız kısacık zaman içinde beni,
herkesin saygı ve sevgisini kazanabilen biri olarak yetiştirdiğiniz
için teşekkür ederim.