Anı: Rezalet Bir Gün

Anıyı Yazan: Özge Erol
Yer ve zaman: Beşiktaş Lisesi - 1999
.../.../.../Cuma

"Rezalet bir gün. Er geç bu olayı yaşayacaktım. Ama neden şimdi? Bu kadar erken olmak zorunda mıydı. Beyaz önlükler giyerek kendilerini masum ve sevimli göstermeye çalışan doktorların yanındaydım bu sabah. Duyduğumda beynimden vurulmuşa döndüm. Önemsiz sandığım bu hastalığın bu denli ilerlediğini ve üzülmek yada yaşamak için üç günümün kaldığına hala inanamıyorum. Sadece üç gün...

On yedi yıldır yaşıyorum. Hiç bir şey yaşamamışım gibi geliyor. Şimdi üç gün neye yetecek."

İlk öğrendiğimde düşüncelerim bunlardı. Çok üzgündüm ve ne yapacağımı bilemiyordum. Sonra bir an durdum ve düşündüm. "Neye yarar? Ağlayıp sızlamak zaman kaybından başka neye yarar? "Artık ağlamıyorum. Nasılsa olacaktı. Er ya da geç sevdiklerimden ayrılacaktım yani ölecektim. Eğer ölmek sevdiklerimden ayrılmaksa, ölürüm ve sevdiklerinden ayrılmış diğer insanları severim. Kim bilir belki burada sevdiklerimde gelir yanıma...

Şimdi kalan üç günümü yapamadığım şeyleri yapmakla geçirmek istiyorum. Ve bu gece uyumayacağım. Daha çok şey yapmak için. Kim bilir belki bu gece bir yıldız kayar ve ben bütün sevdiklerim için mutluluk dilerim.

Annem ve babam çok üzgün. Onlardan ayrılacağım için ben de üzgünüm. Ama onları bekleyeceğim. Bensiz olmak onları çok üzecek, yalnız kalacaklar ama onlarada söyledim. Yaşasam bile bir gün ayrılacağız. Beni uzak bir şehirde yaşıyor farzetsinler. Ve minik kuşuma iyi baksınlar. O her Özge deyişinde ağlamak yerine gülsünler. Gözleri ışıl ışıl olsun.

Balkondayım. Balkonda oturmayı hiç sevmem ama içimden geldi...

İşte ilk güzellik. Yıldız kaydı. Ve ben tüm sevdiklerimin mutluluğunu diledim. Yani kendi dileğimi. Son üç günüme özel yapmak istediğim ilk şeyi yaptım.

.../.../.../Pazar

Bugün kendimi daha iyi hissediyorum. Ve mutluyum da. Yaşadığım yılları dolu dolu geçirdiğim için mutluyum.

Dersaneye gitmedim. Sanırım artık ihtiyacım olmayacak! Bu günümü annem ve babamla geçirmek istedim. Babam bugün evde. Sadece benim için! Bu harika. Tüm gün annem ve babamla birlikte gezdim. Önce birkaç tarihi yer gezdik. Sarayları... Sonra eve geldik. Üçümüz birden mutfağa girdik. En mutlu olduğumuz anlardan biriydi. Tek sorun minik kuşumun sürekli benim adımı söylemesiydi. Ev çınlıyordu ve kulaklarım da. yine de gülüyordum. Ortam çok gergin. Ama yine de gülümsüyoruz.

Akşam üstü kuzenimi aradım. Olanı biteni en ince ayrıntısına kadar anlattım. Ama sanki aramızdan ayrılacak oymuş gibi ağlamaya başladı. Çocukluğumuzdan beri her şeyimizi paylaşırdık. Ama şimdi yanımda değil. Ona ulaşabilmek için sekiz saate ihtiyacım var. Fazladan sekiz saate.

Telofonu kapattığımda kendimi daha kötü hissetmeye başladım. Başım dönüyordu. Sanki tüm bedenim uyuşmuştu. Annem ve babam yanıma geldiler. Beni koltuğa yığılmış görünce paniklediler ve hastaneye kaldırmak istediler. Elimden geldiğince iyi görünmeye çalışarak buna ihtiyacım olmadığını anlattım. Nasılsa olacaktı. Ama hastanede değil sevdiklerimin yanında.

Dışarıya çıkıp arkadaşlarımla olmak istiyordum. Ama ailemi de bırakmak istemedim. Sonra annem biraz ısrar edince dünden razı çıktım yola. Nereye gideceğimi bilmiyordum. Evde ortam çok gergindi. Bu yüzden kendimi dışarıya attım. Arkadaşlarımı aradım. Bir yer belirledik ve orada bekledim. Yarım saat sonra hepsi teker teker yanımdaydılar. Ama suratları asık. Benim ihtiyaç duyduğum bu değildi. Gülmeye, mutlu olmaya çalışıyordum. Çok geçmeden hiç bir şey olmamış gibi eğlenmeye başladık. Yolda gördüğüm her minik ayakkabı boyacısına ayakkabılarımı boyattım. Kendime bir demet beyaz gül aldım. Arkadaşlarıma birer tane verdim ve bu çiçeklerin kurutulup bana iade edilmesini istedim. Bir anda ortam sesizleşti...

Eve geldim. Manisa'daki ve İstanbul'daki tüm arkadaşlarımı arayıp onları çok sevdiğimi tekrarladım...

.../.../.../Pazartesi

Sabah kalktığımda yüzümde bir gülümseme belirdi. Bugün de uyanabilmiştim. Sonra o gülümseme birden dondu. Ya yarın...

Sanki olanları karşıdan izliyordum. Böyle bir duruma gelebildiğime hâlâ inanamıyordum. Bunlar gerçekten bana mı oluyordu?

Ne yapmak istediğimi bilmiyordum. Bugün son günümdü. İnsan öleceğini bildiği bir gün ne yapabilir ki? Annemin tüm diretmesine rağmen direndim. Son kez okul formasını giydim. Minik tokalarımla saçlarımı son kez özenerek topladım. Ve son kez servise binmek için geç kaldım. Annem ve babam camdan bana el salladılar ve yine son kez okula giderken onlara el salladım...

Hergün olanlar oluyordu. Ama son kez olması acı veriyordu. Arkadaşlarım yine yanımdaydı. Derslere girdik, tenefüslere çıktık. Okuldan çıkış zili çaldı. Bahçeye çıktım. Arkama dönüp o büyük binaya bir kez daha baktım. Sonra sol tarafıma döndüm. Sanki nisbet yapmak istercesine parlıyordu deniz. Hiç bir şey olmamış gibi yine binip otobüse, eve geldim. Annem de babam da evdeydi. Oysa bu saatlerde evde kimse olmazdı. Onları görünce içim burkuldu. Annemin gözleri çökmüştü. Babamın tansiyon hapı yanı başındaydı...

Herkes son günlerini istediği gibi, içinden geldiği gibi geçir diyordu. Zaten istediklerimi yaşıyorum ben.

Akşam yemeğini ben hazırladım. Artık ne annemi ne babamı dinliyordum. Çünkü dinlersem beni doksanlık nineler gibi bir köşeye oturtup ne istiyorsam onu getirmeye çalışacaklardı. İki buçuk saat mutfakta kalmışım. Üç gündür ilk kez hiç bir şey yokmuş gibi kahkahalarla yemek yedik.

.../.../.../ Salı

Bu sabah da uyanabildim. Uyanır uyanmaz son bir kaç satırı yazmak istedim. Çünkü akşam olduğunda bunlara ayıracak zamanımı tüketmiş olabilirim. Zamanımın üç gün olduğunu söylemişlerdi. Ama ben dördüncü günde güneşi, annmi, babamı ve herşeyi görebiliyorum. Daha yataktan kalkmadım. Kendimi çok halsiz hissediyorum. İçeride babam telofonla konuşuyor. Sanırım doktorla. Annemin sessiz hıçkırıklarını duyuyorum aradabir.

İstiyorum ki benim arkamdan kimse ağlamasın. Paylaştığımız anları hatırlayarak gülümsesinler. Kavgaları, doğumgünlerini, kopyaları, sözlüleri...

Anne ve babama;

Paylaştığımız kısacık zaman içinde beni, herkesin saygı ve sevgisini kazanabilen biri olarak yetiştirdiğiniz için teşekkür ederim.

Özge Erol
ozel@stud.sdu.edu.tr